Tahliye Taahhütnamesinde Önemli Gelişme

Tahliye Taahhütnamesinde Önemli Gelişme !
Evliyseniz, Tahliyenin Önüne Geçilmesi Mümkün!
Kiraya Verenler, Kiracılar Dikkat !

Tahliye Taahhütnamelerinde Son Derece Önemli Bir Kararla Karşınızdayız :

Kıymetli Dostlar merhaba, umarım iyisinizdir. Ben Avukat Ahmet Burak YALÇIN.

Artan kira rayicine rağmen, kira artışınına getirilen sınırlamalar ve benzeri nedenlerle
kiraya veren – kiracı anlaşmazlıklarının ayyuka çıktığı şu günlerde, takipçilerimizden aldığımız en önemli
sorulardan biri, tahliye taahhüdünün hangi hallerde geçersiz sayılacağı veya bunun için ne yapılması
gerektiği…

“Kira Sözleşmelerinde Tahliye Taahhütü” başlıklı içeriğimizde, “Kiralananın Aile
Konutu Olmasının Tahliye Taahhüdüne Tesiri Var mıdır?” sorusuna verdiğimiz cevapta, kiralanan
yerin aile konutu olması halinde, kira sözleşmesinde ismi yazan eşin tek başına tahliye taahhüdünü
imzalamasının yeterli olmayacağını, tahliye taahhüdünde her iki eşin de imzasının alınması gerektiğini,
aksi halde, tahliye taahhüdüne dayanılarak aile konutunun tahliye edilemeyeceğini ifade etmiştik.
Ancak, önemle belirtmek isteriz ki, tahliye taahhüdünü geçersiz kılan bu hukuki
imkandan istifade edebilmek için, kiracının, tahliye taahhüdüne dayanılarak icra takibi başlatılmadan
evvel harekete geçmesi ve kira sözleşmesinin tarafı haline gelmesi MEC-BU-Rİ-DİR !
Bir başka deyişle, tahliye taahhüdü yönelik takip başlatıldıktan sonra, salt kiralananın aile
konutu olduğuna yönelik yapılacak itirazlara, mahkemece itibar edilmeyecek, yargılama neticesinde,
kiracının tahliyesine hükmedilecektir.

Yargıtayın içtihatlarına göre, dava konusu kiralananın aile konutu olduğunun mahkeme
ilamıyla sabit olması halinde dahi, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin, tahliyeye yönelik takip
tarihinden evvel, kiralayana bir bildirimde bulunmaması halinde, kira sözleşmesinin tarafı haline
gelemeyeceğinden, kiralananın aile konutu olduğuna yönelik itirazın dinlenemeyeceğini kabul etmektedir.
Açıkçası, bir hukukçu olarak, Yüksek Mahkemenin bu kararına katılmadığımı
belirtmeliyim. Sebebini ifade etmek gerekirse, Türk Medeni Kanunumuzun 194. maddesinde düzenlenen
“Aile Konutu” başlıklı maddenin ilk fıkrasında; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile
konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki
hakları sınırlayamaz.” denilmektedir.

Öte yandan “kamu düzeni” dediğimiz kavram, bir ülkede insanların birbirleriyle uyum
içinde yaşamalarını, devletin iç ve dış ilişkilerinde güveni, huzuru ve düzeni sağlamasını sağlayan
kurallar bütünüdür. Kamu düzeni; kanun koyucuya, idareye ve hâkimlere özgürlükleri kısıtlama ve
yürürlükteki kurallara istisna kurallar koyma yetkisi verir.

Medeni Hukuk Terminolojisine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile, 01 Ocak 2002
tarihinde giren ve halen yeni sayılabilecek bir kavram olan “Aile Konutu”, kimi yazarlarca “minyatür
devlet” olarak nitelendirilen, toplumun en önemli ve temel taşı olan ailenin birlik ve bütünlüğüne
yönelik bir kalkan olması, kamu düzeninin unsurları arasında olan, dirlik ve esenliğin (kamu huzurunun)
korunması maksadı ile düzenlenmiştir.

Tahliye taahhüdünün sonuçlarını bilmeyen ya da evliliği çıkmaza girdiğinden, eşine bir
şekilde zarar vermek isteyen kiracı eşin, kiraya verene tahliye taahhüdü verdiğini varsayalım. Böyle bir
durumda, kanundaki lafza aykırı olarak, aile konutu üzerindeki haklar sınırlanmış olur ve tahliye
taahhüdü verildiğinden habersiz olan diğer eş, haberi ve kusuru olmadan, bir anda tahliye riski ile
yüzleşme zorunda kalır. Öyle ki, sözleşmenin tarafı olmayan eş, tahliye taahhüdünden, tahliye için
kapısına gelen icra müdürünü karşısında görene dek, haberdar dahi olmayabilir. Yargıtayın mevcut
yaklaşımını eksik ve hatalı bulduğumu, bu yaklaşımın aile mefhumunu yaraladığını, kira
sözleşmelerindeki kefilliğe dair usuli eksiklikleri kamu düzeninden sayıp kararı bozan Yüksek
Mahkemenin, sırtını dayayabileceği yasal bir düzenleme olduğu halde, toplumun en önemli ve temel taşı
olan aileye yönelik, çok daha korumacı davranmasını gerektiğini, mevcut yaklaşımın aile mefhumunu
yaraladığını ve adalet terazisinin ayarını bozduğunu düşünmekteyim.
Adil olmadığını düşündüğüm bu yaklaşıma karşı mücadelemizi sonuna kadar
sürdüreceğimizden şüpheniz olmasın!

Önemle belirtmek isterim ki, bu yorumum ve savunmamla kiraya verenlere zorluk çıkarır,
kiracıyı kollar bir yaklaşım gözetmiyorum. Avukatlık mesleğini icra etmediğim vakit bendeniz, öncelikle
okur yazar ve düşünürlüğü yüksek bir hukukçuyum ve iyi bir hukukçunun, karşısındakini incitmeden,
onu rencide etmeden de hedefine ulaşabileceğine inanıyorum.

Bu yazımızda son derece kısıtlı bir kısmına değindiğimiz, “Kira Sözleşmelerinde
Tahliye Taahhütü”nün ayrıntılarına,
“https://www.ekovitrin.com/kira-sozlesmelerinde-tahliye-taahhutnamesi” linkinden ulaşabilirsiniz.

Sözlerimize son verirken, kira sözleşmesinin hangi tarafı olursanız olun, ucu bucağı
olmayan hukuk ilminde, kendi başınıza hareket etmemenizi, çoğu kez tek bir hamle hakkınız olan
hukuki işlerde, liyakatine ve sadakatine güvendiğiniz bir hukukçuya danışarak, mümkün mertebe,
profesyonel destek alarak hukuki işlerinizi yürütmenizi, zaman, para ve itibar kaybı yaşamamanız adına,
tüm saygımız ve nezaketimizle, hatırlatmak isteriz.

Hukuki konularda güncel ve temel bilgi sahibi olmak için, takipte kalın!

İlgili Yazılar

Yorum yap